On iki saniye

image

Hava sıcak, ateş kesiyor. Haşim’in akşamlarından biri yine. Kızılca kıyamet gökyüzü. Sigaraların çaylara uzak kaldığı lanetlik bir gün işte! Akşam da epey ağır başlı, bir çökmektir bitmedi gitti. Şehir kalabalık. Sokakta bir yığın duygusuz yüz, adımlıyor. Binlerce renksizlik içinde rengini kaybetmemiş iki kişi var yalnız, ölmemişler daha: bir adam ve bir kadın. Adam kadının yanında, elinin ayasını öpüyor. Saydam ter içinde yüzlerce renk bulmuş gibi alnına, yüzüne sürme uğraşı içinde. Diğer elini de kadın koyuyor adamın sol yanağına. Cılız ıslıklarla rüzgar esiyor o sıra, yalnızlığın nostaljisiyle siyah adamlar, kadında renkleniyor. Sıcak beliriyor o sıra da bu sefer, kaldırımlar terliyor, evsizler şükür içinde. Adamla kadının yanında gökyüzü duygusal. Hava, yanlarında olabildiğine nemli. Deniz parlıyor o vakit, kayalar şen şakrak. Güneş denize dönük, ufuk dönük. Ne varsa sıcak olan, suya dönük. Sıcaktan uzakta durum başka: rengini kaybeden ne varsa, kadınla adama dönük. Duygular yarım yamalak bu sokakta, bölük pörçük. Bir mutlu bir üzgün, adımlayan suratlar. Para peşinde hepsi. Nakitle mutlu, vakitle üzgün. Adamsa aynı yerinde. Sarılmış bu kez. Meltemi yakalamışcasına sarmış kollarını. Bin bir gece dışında, bin bir renk içinde. Kadının gözleri adamınkilerden aksediyor, ifadesiz suratlarsa hala adımlıyor. Kadın mavi, adam yeşil. Kadın deniz, adam orman. Kadın dem, adam bardak. Ne varsa kadında, adamda ağır. Diğerleri asırlardır siyah. Saniyelik renklerle yitiyor yaşamları. Vakitle değil, nakitle ölüyorlar.